Hendek Savaşı Detayları

Sırasıyla Bedir ve Uhud muharebelerinden sonra Müslümanlar ( Allah onlardan razı olsun ) ile Mekke’li müşrikler arasında yapılan son muharebedir. Bu savaştan’da Allah’ın izni ile Müslümanlar galip çıkmışlardır. Hicret’in 5. yılında yani Miladi 627 senesine dayanan bu savaş, Müslüman’ların kendilerini savunmak ve savaşta strateji olarak kullandıkları hendekler sebebiyle bu savaş “Hendek Savaşı” olarak anılmış ve tarihe geçmiştir.

Mekke’li müşrikler Yahudi’lerinde desteği ile Müslümanlar’ın yaklaşık 4 katı büyüklüğünde askeri insan gücü sahiptilerdi. Ancak yaklaşık 4 kat büyük olmaları onları bu savaştan’da mağlup çıkardı.

Hendek Savaşı Nedenleri;

Uhud muharebesi sonrasında Müslümanların Medine doğusuna ve kuzeyine seferler yapması nedeniyle, Mekke kervanlarının Suriye, Mısır ve Irak yolunu kapatarak iptal etmesi sebebiyle savaşın başlamasında etken olmuştur. Müşriklerin ticaret yolları kapanmış, Uhud savaşında yaşanan kayıbın da etkisiyle, Hendek savaşı için hazırlıklar başladımıştır. Müşrikler ile bir olan yahudiler, Medine’de bulunan Muhammed Aleyhisselam ve Ashabını yok etmek istemesi ve Mekke’li müşriklerinde Bedir ve Uhud savaşlarında kayıplar vererek, istediklerini alamaması sebebiyle bu savaş’a girmeleri kaçınılmaz olmuştur..

Müşrikler bazı müşrik kabilelerinden topladıkları ücretli askerleri ve kendi birliklerinde bulunan askerleri bu Hendek Savaşı için hazırlamaya koyuldular. Müşriklerin, müşrik kabilelerle birleşerek hazırladığı askeri orduya, Muhammed Aleyhisselam ve ashabının sayıca karşı koyması imkansız gibi görünüyordu. Bu nedenden dolayı, Muhammed Aleyhisselam ve Ashabı harekete geçerek, kendilerine yarar sağlayabilecek savaş taktiklerini belirlediler. Sahabe’den olan Selman-ı Farisi ( Allah ondan razı olsun )’nin görüşü ile Medine şehrinin önemli yerlerine hendekler kazıldı. Bunun amacı Müşriklerden gelen saldırıya karşı savunmayı kolaylaştırmaktı. Uzun ve yorucu bir çalışmadan sonra, içinden kolay kolay çıkılamayacak hendekler hazırlanmış, içinden çıkan topraklardan da siperler yapılmıştır.Hendeklerin hazırlamak 1 ay gibi bir süreyi bulmuştur. Müşrikler, bu savunma taktiğini daha önceden anlayamamaları sebebiyle savaş onlar için bir hezimetle sonlanmıştır.

Hendek Savaşı Sonuçları

Müslümanlar ve müşrikler arasındaki bu son muharebe sonucunda, Müslümanların zaferle ayrılması, Müslüman’ları, müşriklerden 1 adım daha öne geçirmiştir. Muhammed Aleyhisselam, bu savaşın bir nebze olsun tatlıya bağlanması için, Miladi 628 yılında, Mekkelilerle, Muhammed Aleyhisselam ve Ashabı için ayrıcalıkların kazanılması olarak görülen bir anlaşmayı, Hubeydiye Antlaşmasını yapmıştır.

Kuran’ı Kerim’de Hendek Savaşı

Kuran’da bu savaşın önemi ”Hani onlar, hem yukarı tarafınızdan, hem aşağı tarafınızdan üzerinize geldiler, gözler kaymış, yürekler boğazlara dayanmış ve Allah hakkında türlü şeyler düşünmüştünüz! İşte orada. insanlar bir sınavdan geçmiş ve ağır bir sarsıntıyla sarsılmışlardır.” (33/10-11) sözleriyle açıklanmıştır.

Ashab-ı Suffe Nedir ?

Suffe; Muhammed Aleyhisselam döneminde sahabilerin ilim öğrendiği mekâna denirdi. Burada ilim öğrenen Ashab-ı Kiram ile direkt olarak Muhammed Aleyhisselam ilgilenmiştir. Halk ise orada ilim öğrenen talebelerin yemek, su gibi ihtiyaçlarını karşılarlardı.

Suffe lûgat’ta; avlu, gölgelik gibi manalarda kullanılır. Mescid-i Nebevi‘in avlu ve gölgelik bölgesinde yattıkları için orada yatan fakir ve bekâr muhacirlere “Ashâb-ı Suffe= Suffeliler” adı verildi. Mescittekiler Suffe’den önce bekâr ve kimsesiz muhacirler başka yerlerde de kalmışlardı. Onların farklı yerlerde yaşamaları; ihtiyaç ve gereksinimlerinin karşılanmasında zorluğa sebep olmaktaydı. Bu açıdan muhacir sayısı çoğalınca Mescid-i Nebevi’de bir araya getirildiler. Onların barınması için mescidin avlusu inşa edildi ve mekânın üzeri hurma dallarıyla örtülerek gölgelendi. Böylece bir nebzede olsa, yağmur, güneş ve soğuktan korunmak amaçlanıyordu.

Kıblenin değişmesine kadar Suffe, Mescid-i Nebevî’nin güney kısmındaydı. Kıble değişince kuzeyine alındı. Suffeliler bir bakıma halk tarafından geçici misafirler olarak algılandıkları için kendilerine “Edyâfu’l- İslam= İslam’ın Misafirleri” veya“Edyâfu’l- Müslimîn = Müslümanların Misafirleri” de deniyordu.

Ashâb-ı Suffe’nın Üyeleri Şunlardı;

Öncelikle bekârlar ve kimsesiz muhacirlerdi. Çünkü evli muhacirler evli ensarın yanına yerleştiriliyordu.

– Medine’de evleri olsa da bazı bekârlar Muhammed Aleyhisselam’dan ve onun yüksek ilminden daha fazla istifade etmek adına burada kalabiliyorlardı. Abdullah b. Ömer buna örnek gösterilebilir.

– Arap kabilelerinden Müslüman olup Medine’ye hicret edenler de burada kalıyorlar ve İslam’daki hükümleri tahsil ettikten sonra tekrardan kabilelerine dönüyorlardı.

– Dışarıdan gelen heyet ve elçilerde burada misafir ediliyorlardı.

– Yani Suffe aynı zamanda bir misafirhane gibi de kullanılmaktaydı.

Suffe’nin kadınlar bölümü de vardı. Buraya “Suffetu’n- Nisa = Kadınlar Sofası”deniyordu.

Suffe’den Ayrılma Şartları:

– Ölümle ayrılış.

– Medine’deki geçici ikametin bitmesiyle (Arap kabilelerinden Medine’ye gelenler ve heyetlerin durumu böyleydi).

– Evlenenler oradan ayrılmaktaydı. Muhammed Aleyhisselam orada kalan bekârların evlenmesine yardımcı oluyordu.

Suffe’nin Kaldırılma Meselesi;

Muhammed Aleyhisselam döneminden sonra Suffe’nin orada ne şekilde devam edip etmediği açık ve kesin bilinmemektedir. Günümüz tahminlerinde, Hz. Ömer (Radiyallahü Anh) zamanında yapılan fetihler ile Müslüman toplumu zenginleşti ve kendilerine beyt-ül maldan maaş bağlandı. Böylelikle Suffe’ye ihtiyaç kalmamıştır diye tahmin edilmektedir.

Uhud Savaşı Detayları

Uhud savaşı; Medine’de bulunan Müslüman ordusuyla, Mekke’deki Ebu Süfyan’ın ordusu arasında Uhud dağı eteklerinde yapılmıştır.

Bedir savaşında yaşadıkları mağlubiyetin intikamını almak isteyen Kureyşliler, itibarlarını ve söz geçerliliklerini yeniden elde etmek için hazırlık yapmaya başladılar. Bedir savaşında oğlunu kaybeden Ebu Süfyan, babası, kardeşi, oğlu ve amcası öldürülen Ebu Süfyan’ın eşi ve babasını kaybeden İkrime bu savaşın başını çekmekteydi.

Mekkeli Cubeyr bin Mutim’in Habeşî kölesi Vahşi‘ye ”Sen de bu savaşa katıl. Muhammed’in amcası Hamza’yı öldürebilirsen, seni azad edeceğim.” demesi, Vahşi‘nin özgürlük kazanmak için savaşa katılmasına neden olmuştur. Ebu Süfyan komutasında hazırlanan 3000 kişilik ordu, Mekke‘den yola çıktı. Ordunun içinde Ebu Süfyan’ın karısı dahil 14 tane kadın bulunuyordu. Ebu Süfyan’ın eşi Hind, intikam duygusuyla yanıyordu. Muhammed Aleyhisselam‘ın amcası Hazreti Abbas bu hazırlıkları bir mektupla yeğenine bildirdi. Bunun üzerine Muhammed Aleyhisselam bir meclis toplayarak, ashabıyla bu konuda görüştü. Bu görüşmeden çıkan sonuca göre;

  • Düşmanlar Uhud dağı eteklerinde karşılanacaktı.
  • Şehrin içinde savunma yapılacaktı.

Genç Müslümanların isteğiyle savaşın Uhud dağı eteklerinde yapılmasına karar verildi.

27 Mart 625 yılında savaş başladı. Savaşın ilk safhasını alınan tedbirler sebebiyle Müslümanlar kazandı. Savaş Müslümanların lehine devam ederken Mekkelilerin kaçışını gören okçular yerlerini terk ettiğinden, süvarilerin komutanı Halid Bin Velid bu tepeden geçerek, Müslümanları arkadan kuşattı. İki ateş arasında kalan Müslümanlarda 70 tane şehit verildi. Bu şehitlerin arasında Vahşi’nin öldürdüğü Muhammed Aleyhisselam‘ın amcası olan Hazreti Hamza‘da bulunuyordu. Bundan sonra Müslümanlar Uhud dağına doğru çekilmeye başladı. Bu savaştan sonra tüm Müslümanlar Muhammed Aleyhisselam‘ın fikirlerine karşı çıkmadı. Çünkü okçular yerinden ayrılmasaydı bu savaşı da kazanacaklardı.

Bu Savaşın Sonuçları Nelerdir ?

  • Mekkeliler esas amaçları olan Muhammed Aleyhisselam‘ın nüfuzunu yok edememiştir.
  • Mekkeliler Müslümanları yok edemeyeceklerini anlamışlardır.

Uhud’da şehit olanlar için; ”Uhud savaşında şehit olan kardeşlerimizin ruhlarını Allah bir takım yeşil kuşların içine koymuştur. Bunlar cennet ırmaklarına gelip, yerler ve içerler. Burada cennet meyvelerinden yerler. Kuşlar daha sonra arşın gölgesindeki asılı olan altın kandillere tünerler. Şehit olan ruhları  mesut bir hayata eriştiğinde, bizim cennetteki halimizi dünyadaki kardeşlerimiz bilsinler ve cihattan çekinmesinler demişlerdi. ( Tecrid, 186 vd, Sa’d, II,148)

Haşr Olmak Ne Demektir ?

Haşr, Arapça lûgatın’da şu anlama geliyor; bir topluluğu bulunduğu yerden çıkarmak, meskenlerinden koparıp başka bir yere sevketmek, sürgün etmek ve bir yere toplamak.

İslam-i terim olarak Haşr kelimesi; insanların öldükten sonra dirilip dünyada iken yaptıkları işlerden ve söyledikleri sözlerden dolayı sorguya çekilmek üzere “mahşer” denilen yere çıkarılmaları ve burada toplanmaları olayıdır. Kıyamet gününe “yevmü’l-ba’s” (tekrar dirilme günü) ve ” yevmü’n-neşr” denildiği gibi, “yevmü’l-haşr” (toplanma günü) de denir.

Haşr olan insanlar, Allah’ın huzuruna, dünyada işlemiş olduğu ameller’e uygun bir şekilde getirilecektir.

Bir misal olarak;

Allah yolunda öldürülüp, şehid olanlar, kıyamet gününde, yaralarının kanı akarak gelirler. Rengi kana ve kokusu miske benzer. Allahü tealanın huzurunda haşr oluncaya kadar, bu hal üzere bulunurlar. (Dürret-ül-Fahire)

Bunun haricinde insanlar nasıl yaşar ise öyle ölür, nasıl ölürler ise’de öyle uyanacaklardır.

Hadis-i Şerif’te bu konu tam olarak şöyle dile getirilmektedir;

İnsan nasıl yaşarsa öyle ölür; nasıl ölürse öyle dirilir; nasıl dirilirse öyle haşrolur.

O yüzden Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam bizleri şu konuda ikâz eder;

Ey ümmetim ve Eshabım! Siz ölülerinizin kefenini bol tutunuz. Zira benim ümmetim kefenleriyle haşr olunurlar. Halbuki başka ümmetler çıplaktırlar. (Tezkire-i Kurtubi)

Günümüzde Din Felsefesi adına iş yaptıklarını söyleyenlerin ekserisi, ölümden sonra Haşr olma meselesini inkar etmektedirler. Bu görüşte bulunmak, bu görüşe katılmak, bu görüşe destek vermek kişinin İslam dininden çıkmasına sebep olur.

Kur’an-ı Kerimde bu mesele şöyle anlatılır;

İnsan zanneder mi ki, biz onun kemiklerini toplayıp bir araya getiremeyeceğiz. Evet biz, parmak uçlarını bile derleyip iade etmeğe kadiriz.(Kıyame / 3-4)

Değerli kardeşlerim, bu konuyu daha iyi idrâk edebilmeniz adına sizlere şu kıssayı nakletmek istiyorum;

Tâbiûn devrinin tefsir ve hadis alanında ünlü zâhidlerin arasında yer alan Said bin Cübeyr vardır. Böylesi mübarek bir insanı dünyanın en zâlimleri arasında yer alan Haccâc öldürtmüştür. Haccâc, Said’in öldürülmesi kararını vermiş ve onu karşısına almıştır:

– Seni öyle bir ölümle öldüreceğim ki, geçmiş ve geleceklere ibret olacaksın.” demiştir.

Bu sözü duyan Said, Haccâc’a, asıl ibretlik sen olacaksın mesajı verircesine ona güldü. Bu gülüşle kalbine ok gibi saplanan mânâ ile Haccâc telaşla Said’e sordu:

– Ne gülüyorsun be adam? dedi.

Said (Radiyallahü Anhüm)’in cevabı şu oldu:

Senin Allah karşısındaki cüretine ve bunca zulmüne rağmen Allah’ın sana hâlâ imkân vermesine gülüyorum. Ne kadar acınacak ve gülünecek hâlin var biliyor musun ey zavallı adam?

Ve işkence başladı. Birgün sonra Said öylesine bitkin düştü ki, sesi zor duyulur hâle geldi. Şu istekte bulundu:

Ölüm ânım yaklaştı. Bırakın da 2 rekat namaz kılayım.

Haccâc sinirle şunları söyledi:

– Kıl, fakat Müslümanların kıblesinin tersine dönerek.

Said hazretleri iki büklüm doğruldu. Gösterilen istikamete döndü ve şu âyeti okudu:

Doğu da batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz dönün, Allah’ın yüzü ile karşılaşırsınız.“(Bakara Sûresi, Âyet: 115)

Said (Radiyallahü Anhüm) 2 rekat namazını bitirdi, bitirir bitirmez de boynu vuruldu.

• Her iki gecede bir hatim eden.

• Sık sık ağlayıp yanındakileri de ağlatan.

• Ağlamaktan gözleri şişen… Said, dünyaya böylece veda etti.

Haccâc ise ölürken bir türlü canı çıkmıyordu. Dalıp dalıp ayılıyor ve şöyle diyordu:

– Said bin Cübeyr beni bırakmıyor ki öleyim. Yakama yapışmış “Beni ne hakla öldürdün?” diye soruyor.

Uzun bir can çekişme sonrasında ölen Haccâc rüyada görüldü. Şöyle diyordu:

– Öldürdüklerimin her biri beni bir defa öldürüyor, yeniden diriliyorum; fakat Said beni yetmiş kere öldürdü. (Ebu’l-Kâsım Kuşeyri, Letaifu’l-İşaret. c/8. Sf: 9)

Bu yazımızda sizlere Haşr olma meselesini ve bu meselenin ciddiyetini izâh etmeye çalıştık. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere Allah’a emanet olun..

Umre Esnasında Okunan Dualar

Umre’ye giden Müslümanlar için, Umre’de kılınan namazı ve okunan duaları bu yazıda derledik.

İHRAM NAMAZI

İki rekat ihram namazı kılınır. Namazın birinci rekatında Fatiha suresinden sonra “kâfirûn“suresini, ikinci rekatında ise yine Fatiha suresinden sonra “İhlas” suresini okurlar.

Umre için niyetde ise;

1

Allah’ım! Umre yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve onu kabul buyur.” diyerek diliyle ifade edilmesi uygundur.

Niyet aşamasından sonra ise şunlar söylenir;

2

Buyur Allah’ım buyur! Buyur, senin hiçbir ortağın yoktur. Buyur, şüphesiz her türlü övgü, nimet, mülk ve hükümranlık sana mahsustur. Senin ortağın yoktur.” (Ebû Dâvûd, Menâsik, 27; II, 404. İbn Mace, Menasik, 15. II, 974.)

Bunlar söylendikten sonra, kişi ihrama girmiş ve ihram yasakları başlamış olur.

Mekke’ye varıncaya kadar vasıtalara binişte ve indiği yerde, kafilelerle karşılaştığında, şehirlere girdiğinde, akşam ve sabah, gece ve gündüz, vasıtada, yürürken, otururken, yatarken, ayakta iken, inişte, yokuşta, mekan değiştikçe ve farz namazların arkasından her fırsatta telbiye, tekbir, tehlîl ve salavât-ı şerife yüksek sesle (İbn Mace, Menasik, 16. II, 975.) söyleyerek yolculuğuna devam eder.

Harem Bölgesine girerken şunlar söylenir;

3

Allah’ım! Burası senin haremindir, emin kıldığın yerdir. Beni cehenneme girmekten koru. Kullarını dirilttiğin gün beni azabından güvende kıl, beni dostlarından ve itaatkâr olanlardan eyle.” diye dua edilir.

Daha sonrasında samimiyet ile;

4

Allah’ım! Rahmet kapılarını bana aç ve beni kovulmuş şeytandan koru.” diye dua ederek Mescid-i Haram’e girilir.

Kabe görülünce, üç defa tekbir ve tehlil getirilir ve şöyle dua edilir;

5

Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederim, Her türlü övgü Allah’a mahsustur, Allah’tan başka ilah yoktur. Allah en büyüktür. Allah’ım! Bu senin Evindir. Onu Sen yüceltin, Sen şereflendirdin, Sen değerli yaptın .Onun yüceliğini, şerefini ve değerini artır. Ya Rabbi! Onun değerini artıran, onu şereflendiren, ona saygı gösteren kimsenin şerefini, saygınlığını, heybetini, yüceliğini ve iyiliğini artır. Allah’ım! Sen selamsın ve selamet ancak sendendir. Bizi selametle yaşat ve selamet yurdun olan cennetine koy, ey Celal ve ikram sahibi Allah’ım! Sen her şeyden yücesin ve her şeyden üstünsün.” Bildiği başka duaları da okuyabilir. Tavafa başlamadan önce telbiyeyi keser. (Abdülğanî el-Mekkî, s. 510. Mevsîlî, I, 203.)

Hacer El-Esved’in selamlanma meselesi ise;

Hacer El-Esved hizasına gelinir, yön ona dönülür, eller omuz hizasına kadar kaldırıp “Bismillahiallahuekber” diyerek Hacer El-Esved’i selamlar, tekbir, tehlil ve tahmîd getirir.

Umre Tavafına Niyet

7basla

Allah’ım! Senin için umre tavafını yedi şavt olarak yapmak istiyorum. Onu benim için kolaylaştır ve kabul eyle. diyerek yapılması uygundur.

Tavaf Namazı ve Sonrasında Zemzem Suyunun İçilmesi

Mümkünse Mescid-i Haram içerisinde bulunan Makam-ı İbrahim’in arkasında değilse uygun bir yerde iki rekat “tavaf namazı” kılınır, bu namazı kılmak vaciptir. Namazdan sonra dua eder, peşinden zemzem içer ve Hacer El-Esved’i istilam edilir.

Umre Say’ı Yapılır

Yön, Kâbe’ye dönülür, tekbir, tehlil, tahmîd ve salat ü selam getirir, dua edilir. Sa’y yapmaya niyet edilir. Niyetini,

9say

 

Allah’ım! Senin rızan için Safa ile Merve arasında yedi şavt olarak umrenin sa’yini yapmaya niyet ediyorum. Sa’yi benim için kolaylaştır ve kabul eyle.” diyerek yapması uygundur. Sa’yini yedi şavt olarak Safa’da başlayıp Merve’de bitirir.

10- TIRAŞ OLUNUR

Berberde veya evde veya otelde saç tıraşı olur veya saçlar kısaltılır, böylece ihramdan çıkar ve bu şekilde umre ibadetini yapmış olur.

Kadınlar, “remel” ve “hervele” yapmazlar. Tekbir, tehlil ve telbiyede seslerini yükseltmezler. İhramdan çıkmak için saçlarının ucundan parmak ucu kadar kesmeleri yeterlidir. Kadınlar adetli iken tavaf yapmazlar. (Kâsânî, II, 143-149.)

Burada internet sitelerinden derlemiş olduğumuz Umre’de okunan dualar yazısını bitirmiş bulunmaktayız.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, Allah’a emanet olun..

Mescid-i Haram Nedir ?

Mescid-i Haram ( Hürmetli Mescit ), Mekke’de Kâbe’nin bulunduğu alandaki camii’nin adıdır.

İnsanların, saygı ve hürmet göstermesi için bu adı almıştır. Kendisini diğer mescitler’den ayıran özelliği ise, yeryüzüden yapılmış olan ilk mescit ve Müslümanların kıblesidir. Bir diğer adıda Harem-i Şerif’dir.Açık bir alan üzerinde bulunan Mescid-i Haram, Makam-ı İbrahim ve zemzem kuyusu bu mescidin birer parçasıdır.

Mescid-i Haram mescitinde 4 duvar vardır. 4 duvarında toplamda 19 kapı, çevresinde 92 kubbe ve 7 minare vardır. Günümüze kadar Mescid-i Haram üzerinde, restorasyonlar, düzenlemeler yapılmıştır.
Benu Şeybe kapısının kemeri ile Mescid-i Haram arasında küçük kubbeli bir yapı vardır. Kâbe yapılırken Hazreti İbrahim Aleyhisselam’ın iskele olarak kullandığı taş buradadır. Taş üzerine çıkan Hazreti İbrahim Aleyhisselam’ın ayak izleri görülmektedir.

Mescid-i Haram’ın ortasında bulunan Kâbe’nin doğu köşesine işaret taşı olarak farklı renk ve özelliğe sahip olan “Kara Taş” anlamına gelen Hacer-ül Esved yerleştirilmiş ve gümüş bir çerçeveyle çevrilmiştir. Bu taşın Hazreti İbrahim Aleyhisselam’dan günümüze kadar gelen bir hatıra olduğu kabul edilir. Bu nedenle de tüm Müslümanlar için çok değerlidir.

Hacer-ül Esved hakkında detaylı bilgiyi bu adresten inceleyebilir, Hacer-ül Esved taşının ne olduğunu ve Müslümanlar için arz ettiği önemi öğrenebilirsiniz.

Mescid-i Haram bazı Kur’an ayetlerinde de geçmektedir;

Bazı Kur’an ayetlerinde, müşriklerin, halkın Mescid-i Harama girmesini engellemelerinin büyük günah olduğu belirtilir: “Allah yolundan alıkoymak, O’nu inkâr etmek, insanları Mescid-i Haram’dan menetmek ve oranın halkını yerinden çıkarmak, Allah katında daha büyük bir günahtır” (Bakara, 2/217)

“… Sizi, Mescid-i Haram’dan menettiği için bir kavme olan kininiz, sakın sizi, onlara karşı tecavüze sevketmesin” (Mâide, 5/2).

İslâm’ın ilk yıllarında ibadetlerde kıble Kudüs’teki Mescid-i Aksâ iken, Hicretten sonra onaltıncı ayda, kıble Mekke’de bulunan Mescid-i Haram’a çevrilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de bu değişiklik şöyle açıklanır;

“Her nereye çıkıp gidersen git, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Bu elbette, Rabbinden gelen bir gerçektir. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir” (Bakara, 2/149, kış. 2/150)

“Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Seni, sevdiğin kıbleye mutlaka çevireceğiz. Hemen yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Ey müminler. Siz de nerede olursanız olun, yüzünüzü onun tarafına çevirin” (Bakara, 2/144).

Bir makalede siz değerli okuyucularımızı Mescid-i Haram konusunda bilgi sahibi yapmaya çalıştık. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere Allah’a emanet olun..

Umre’den Ucuz Ürün ve Hediye Olarak Ne Alınabilir ?

Müslümanların Umre ziyaretlerinde, ibadetin ardından akla gelen sorulardan biriside “Ülkeme hediye olarak yahut da şahsıma ürün olarak ne alabilirim ?” sorusudur.

Bu yazıda Umre zamanında Hacc’da yahut da Arabistan gezisinde ürün olarak neler alabileceğinizi derliyorum.

En fazla tercih edilen ürünler, zemzem suyu ve hurmadır.

Zemzem suyunun ne olduğunu ve önemini açıklamak gerekirse; Zemzem : Hazreti İbrahim Aleyhisselam’ın eşi Hazreti Hacer’in, başından geçen bir mesele sebebiyle İslam dininde önemli bir yere sahiptir. Zem, Türkçe’de “dur” demektir. Zemzem ise, “Dur, dur” demektir. Hazreti Hacer, var gücüyle akan su için “Zemzem” demiş, suyun durmasını istemiştir. Zemzem ismide buradan gelmektedir.

Bir hâdis rivayetinde Muhammed Aleyhisselam bu husus hakkında şöyle der;

“Allah, İsmail’in annesi Hacer’e rahmet etsin. O, Zemzem’i kendi haline bıraksaydı veya avuçlamasaydı; muhakkak Zemzem akar, bir ırmak olurdu.”

Zemzem’in tesiri ile ilgili olarakda gene Muhammed Aleyhisselam şöyle buyurur;

Zemzem suyu ne niyetle içilirse ona göre (fayda sağlar).

Zemzem’in genel tanımınıda bu yazı içerisinde de yaptığımıza göre Arabistan’dan alınacak diğer hediyelere geçebiliriz.

Zemzem ve Hurma’dan sonra alınacak hediyelerin başında ise teknolojik ürünler akla geliyor. Hatta okuduğum bir rivayete göre, Araplar ; Türkler ekseriyette alışveriş yapmaya geliyor. diyorlarmış. Bazı Türkler’de bu durumu doğru olduğunu söylüyor.

Arabistan’dan teknolojik ürünler alınmasının sebebi ise, cihaz ücretlerinin Türkiye’ye bakış %30 ila %50 oranından daha ucuz olmasından kaynaklanıyor.

Misal olarak ; Türkiye’den aldığınız bir cep telefonu ürünü 1400 Türk Lirası ise, Arabistan’da aynı telefonu 1000 Türk Lirası’na satın alabiliyorsunuz.

Yalnız burada dikkat etmeniz gereken bir husus var. Alacağınız telefonun ya da genelleyecek olursak teknolojik cihazların faturalı ve garanti belgeli olmasına dikkat etmelisiniz. Yoksa ilerleyen zamanlarda bazı sıkıntılar ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Gümrük’ten maksimum geçirebileceğiniz ürün sayısınıda güncel olarak takip etmenizde de fayda var. Fazlaca almış olduğunuz cihazlara boşuna para vermiş olup, Arabistan’da bırakmak zorunda kalabilirsiniz.

Arabistan’dan Türkiye’ye getirebileceğiniz hediyelik ürünlerden bazılarıda şunlardır; Yüzük, küpe, kolye, bu tip takı eşyaları ve tesbihler..

Osmanlı Armalı yüzükler, Türkiye’de erkekler tarafından çokça beğeniliyor ve takı olarak kullanılıyor. Yüzük tercihinizide buna göre yapabilirsiniz.

İyi alışverişler diliyor ve bir sonraki yazıda görüşmek üzere Allah’a emanet olun diyorum 🙂

Arafat Dağı’nın Önemi

Arafat; Mekke ile Taif arasında bulunan bir bölgenin ve burada bulunan küçük bir dağın adıdır. Dağa rahmet dağı manasında olan, “Cebel-i Rahme” de denilir.

Hacc farzlarından olan vakfeye durma ibadeti, Arafat bölgesi sınırları içinde yapılır ve bu yer büyük bir önem taşımaktadır. Hacılar Kurban Bayramı’ndan bir gün önce, yani Arefe günü bu bölgede çok kısa bir süre dahi kalsalar haccın üç farzından biri olan vakfe’yi yerine getirmiş olurlar.

Arafat dağı bölgesi, Allah’ın duaları kabul ettiği kutsal bir mekandır. Adem Aleyhisselam ve Havva Aleyhisselam burada buluşmuşlar, İbrahim Aleyhisselam, Meleklerin önderi Cebrail Aleyhisselam ile burada görüşmüş ve Muhammed Aleyhisselam, Eshab-ı Kiram’a burada hutbe okumuştur.

Arafat Dağı çevredeki dağlara göre küçücük bir yerdir.Kur’an-ı Kerim’in Bakara Suresi’nde Arafat’tan bahsedilerek ; “Arafattan boşanıp aktığınız zaman Meşar-i Haramın yanında Allah’ı zikredin.” buyurulur.

Yüzbinlerce hacı, ihramları içinde vakfe için o bölgeye toplanmış, ellerini Allah’a açarak dua etmeye başlarlar. Bir rivayete göre Muhammed Aleyhisselam; “Allah Arefe günü kullarından pek çok kimseyi ateşten azad eder” buyurmuştur.

Hacer el-Esved Taşı ve Önemi

Arapça kelimelerden oluşan “Hacer el-Esved”, Kabe’de bulunan, yerden bir buçuk metre yüksekliğinde olan parlak bir taştır.

Hacer, taş demektir. Esved ise siyah demektir. Hacer el-Esved, Türkçe’de “Siyah Taş” anlamına gelir. Bu kelimelerin “Hacerül Esved” olarakda kullanıldığı bilinmektedir.

Hac sırasında Muhammed Aleyhisselam’ın izinden giderek sünneti gereğince “öpülmek” amacıyla hürmet edilen bu taş, câhiliye devrinde bulunan Araplar arasında da kutsal sayılıyordu. Bu yüzden Hz. İbrahim Aleyhisselam’dan sonra geçen yüzyıllar boyunca gelip geçen bütün kuşaklar bu taşı özenle korudu.

 

Hacerülesvedi değerli kılan, haccın usulü olması ve Muhammed Aleyhisselam’ın onu öpmesi sebebiyledir. Hacc’da tavâfa Hacerülesvedden başlanır ve yine onunla bitirilir. Tavâf esnasında hacerülesved öpülür, bu imkân olmadığı takdirde elle, bu da mümkün olmazsa uzaktan selâmlanır. Onu öpmek sünnet olduğu için öpülmediği takdirde hac yine yerine gelmiş olur.

Bu hususta Nesâi ( Radiyallahü Anhüm ) bir hadîs-i şerifte Hz. Peygamber’in şöyle dediğini nakleder ;

 “Hacerülesved cennettendir.” (Keşfü’l-Hafâ, Aclûnî, 1108).

Muhammed Aleyhisselam’ın hacerülesvedi öptüğü, ayrıca Vedâ Haccı’nda hasta olduğu bir sırada devesinden inmeden tavâf sırasında değneğiyle ona dokunduğu; bir başka zaman da eliyle selâm verdiği rivâyet edilmektedir. Hz. Ömer bir haccında hacerülesvede yaklaşıp öpmüş ve şöyle demişti:

“Çok iyi bilirim ki, sen zararı ve faydası olmayan bir taş parçasısın. Eğer Rasûlullah öpmemiş olsaydı seni asla öpmezdim.” (Tecrîd-i Sarîh Tercümesi, VI/108-109).

Kabe Canlı Yayını

Beytullah ( Allah’ın Evi )’ı alttaki kısımdan bizzat canlı olarak izleyebilirsiniz.

Kabe Nedir ?

Kâbe, Mekke’de, Mescid-i Haram’ın yaklaşık olarak merkezinde bulunan kutsal yapıdır.Biz Müslümanlarca dünya üzerindeki en kutsal mekan kabul edilir.Müslümanlar olarak Namaz kılarken yüzümüzü, bütün vüdumuz dahil olmak üzere Kabe’ye döneriz. Ölüler ise yüzleri Kabe’den geçen meridyene bakacak şekilde gömülür. Kabe, Hac ibadeti için her yıl Müslümanlarca ziyaret edilir.

Kuran’da, Kabe’nin, İbrahim ve oğlu İsmail tarafından inşa edilmiş olduğu belirtilir.Kabe; farz olan ziyaret tavafı ve vacib olan veda tavafı ile en az iki kere tavaf edilir. Bunların dışındaki tavaflar ise sünnettir.Hac sırasında yaklaşık olarak 6 milyon hacı toplanarak aynı gün tavaf yaparlar.