Zemzem Suyunun Hikayesi

İbrahim (a.s), Allah’ın emri üzerine hanımı olan Hacer validemizi ve oğlu Hz.İsmail’i bugünkü Zemzem kuyusunun olduğu alana bıraktı. O tarihlerde Mekke’de yerleşim yeri yoktu. Dolayısıyla su da bulunmuyordu. Hz.İbrahim, hanımı ve oğlu İsmail için biraz hurma ve biraz su bırakarak oradan ayrılmıştı.

Yiyecek ve içeceğin bulunduğu bu yerde bulunmak, kalmak Hz.Hacer’i oldukça zorlamıştı. Fakat diğer taraftan kendilerinin oraya bırakılmasını emreden Cenab-ı Hak olduğuna göre bunu düşünmekte yersiz olacaktı. Rızk sahibi Allah olduğuna göre elbette kendilerinin de durumlarını bilmekteydi.

Bir zaman sonra Hz. İbrahim’in bırakmış olduğu su bitmişti. O günlerde henüz bebek olan Hz. İsmail ağlamaya ve su istemeye başlamıştı. Annesi bu durum karşısında ne yapacağını şaşırmıştı. Süt yoktu su da yoktu. Hz. İsmail’in ağlamalarına daha fazla dayanamayan Hz. Hacer, Safa Tepesine çıktı. Bu tepeden birini görebilmek amacıyla sağa sola bakınmaya başladı. Kimseyi göremeyince Safa ile Merve arasında koşturmaya başladı. Merve tepesine ulaştığında bir ses işitti. Zemzem kuyusunun yanında Hz. Cebrail’i görmüştü. Burada Hz. Cebrail kanadıyla rivayete göre de ayağıyla yeri kazıyordu. Suyun aktığını gören Hacer validemiz bu durum karşısında çok sevinmişti. Suyun aktığını gören validemiz Türkçe’de “dur , dur” anlamına gelen “zemzem” dedi. Su akmasın diye önüne set koydu ve havuz gibi bir yapı yaptı. Sudan alarak testisini doldurdu. Sudan içti ve Hz. İsmail’i emzirdi. Bu arada Cebrail (a.s), Hacer validemize hitaben:

“Sakın, helak oluruz, zarara uğrarız diye korkmayın. İşte şurası Beytullah’ın (Kabe’nin) yeridir. O beyti şu çocukla babası yapacaktır. Muhakkak ki, Cenab-ı Hak o işin ehlini zayi etmez” dedi.

Zemzem kuyusunun ortaya çıkma hikayesi bu şekildedir. Hacer validemiz suyun önünü esmeyip, set oluşturmasaydı su bir ırmak haline gelecekti. Hz. Muhammed (s.a.s) bir hadisinde şöyle demektedir:

“Allah, İsmail’in annesi Hacer’e rahmet etsin. O, Zemzem’i kendi haline bıraksaydı veya avuçlamasaydı; muhakkak Zemzem akar, bir ırmak olurdu.” (Buhari)

Zemzem, gıdalı ve mübarek bir sudur. Hacer validemiz ve Hz. İsmail uzun bir süre boyunca yemek yemeden sadece bu suyla idare edebildiler.

İhram Nedir?

İhram kelimesi üzerinde durduğumuzda, lügatta ihram kelimesi: “Ayaklar altına alınamayan bir hürmete girdi” anlamına gelen ahreme fiilinin mastarıdır.

İhrama girene “haram” denilmektedir ki bu ihrama girdiği manasındadır. İhrama giren kişiye ihramlı olduğu sürece muhrim adı verilmektedir.

Hac ya da umre yapacak bir müslümanın ilk yapacağı iş ihrama girmektir. İhrama girmek hac ya da umrenin şartlarından birisidir. İhram olmadan hac, umre gibi vazifeler yapılamaz.

Haccın şartlarından birisini oluşturan ihram normal, gündelik zamanda yapılması mübah olan bir takım davranışların, belirli bir süre kendisine yasaklanmasıdır. İhrama girme de denilmektedir. İhrama girmek için ilk olarak yapılması gerekenlerden birisi kişinin üzerine bürünülen havlu, benzeri türden dikişsiz kıyafet giyilmesidir. Halk arasında bu kıyafete ihram denilmektedir. Ancak ihram’ın tam karşılığı bu kıyafet değildir. Çünkü adabına göre ihrama girilmediği sürece sadece örtülere bürünme ile ihrama girmiş sayılmamaktadır.

İhrama Nasıl Girilir?

İhram’a girmenin iki unsuru vardır; niyyet ve telbiye… İkisinin de bir arada bulunması gerekmektedir. Bunlar yerine getirilmeden ihrama girilmiş sayılmaz. Telbiye yapılıp niyyet edilmezse ihrama girilmiş olunmaz. Hanefi fükahasına göre, niyyetle telbiyenin arasının açılamayacağını, ikisinin bir arada bulunması gerektiğine dikkat çekmiştir.

Husam-ı Şehid bu konuda ” İhrama niyet ile girilir fakat bu telbiye ederek olur. Nasıl ki namaza niyetle girilir fakat tekbir almak şartı iledir. Sadece tekbirle girilmez” hükmü mutemed kavil olarak beyan edilmiştir. Yani namaz kılacağımız zaman nasıl ki niyet ve tekbir ile başlanılıyorsa ihrama’a girmek de niyyet ve telbiye ile olmaktadır.

Niyet: Haccın şeklini kalben belirlemektir. Dil ile söylenmesi ise müstehaptır. Umre için yapılıyorsa niyette ona göre yapılmalıdır.

Umre için niyet şöyle yapılır:

“Allah’ım umre yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle”

Telbiye: (Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk, innel hamde ve’n-ni’mete leke ve’l mülk lâ şerike lek) demektir.
“Allah’ım! Davetine icabet ediyorum. Emrine boyun eğiyorum. Bütün varlığımla sana teslim oldum. Senin hiçbir ortağın yoktur. Tekrar tekrar davetine icabet ediyorum. Şüphesiz hamd sana mahsustur. Nimet senindir mülk de senin. Senin hiçbir ortağın yoktur.”

Tavaf Nedir?

Tavaf kelime itibariyle bir şeyin etrafında dönmek, dolaşmak anlamına gelmektedir. İslam’da ise Kabe’nin etrafının yedi defa dönülerek yeri getirilen bir ibadettir ve haccı esaslarından birini oluşturmaktadır.

Kabe dönüşü sırasındaki her bir tura şavt adı verilir. Her tavaf ise yedi şavttan oluşmaktadır. Kabe’nin Hacerü’l Esved tarafından başlanılarak sağa doğru yapılarak başlangıç noktasına gelinmesiyle birlikte bir şavt tamamlanmış olur. Her şavtın başlangıcı için Hacerü’l Esved tarafına yönenilmektedir. Mümkünse el sürülerek öpülmekte yoksa karşıdan tekbirle eller kaldırılarak el sürme işareti yapılmaktadır. Buna istilam (selamlama) adı verilmektedir. İstilam ise Allah ile yapılan sözleşmeyi ve bu sözleşmeye olan bağlılığı bir temsil etmektedir. Tavaf için belirtilmiş bir saat yoktur. Gece, gündüz istenilen zaman aralığında yapılmaktadır. Tavaf esnasında tebir, tehlil ve salavat okunmaktadır. Tavaf işleminin bitiminde sonra haccın vaciblerinden olan iki rekat namaz kılınır.

Hac’da üç tavaf bulunmaktadır. Bunlar; kudüm, ziyaret ve veda(sadr) tavafıdır. Ayrıca bu tavaflar dışında isteğe bağlı olarak nafile ve umre tavafları da bulunmaktadır. Her tavafın farklı gayeleri vardır.

Tavaf Çeşitleri

Hac ile ilgili olan ve olmayan farz, sünnet, vacip, nafile başka tavaflarda bulunmaktadır. Fakat bunların vacipleri, sünnetleri, sıhhat şartları, yapılış şekilleri aynı olan tavaflardır. Hac’da kudüm, ziyaret, veda tavafı olmak üzere üç tavaf bulunuyordu. Umrede yapılan tavaf işlemine ise umre tavafı adı verilir. Hac ve umre ile ilgili olmayan başka tavaflar işe aşağıda açıklanmıştır:

  • Nezir Tavafı: Tavaf etmeyi adayan kişi, nezrini yerine getirmesi vacip olmaktadır. Bu işlem için belirli bir zaman belirlenmiş ise belirtilen zamanda, zaman belirlenmediği takdirde ise uygun bir zamanda adanmış olan tavaf yerine getirilmektedir.
  • Tahiyyetü’l Mescid Tavafı: Kişinin bir mescide girdiğinde kılması sünnet olan Tahiyyetü’l Mescid’in yerine Mescid’i Haram her girişinde hürmeten ve mescidin selamlamak için tavaf yapılması müstehaptır. Bu selamlama tavafı işlemine Tahiyyetü’l Mescid tavafı adı verilmiştir. Hac ya da umre gereğince yapılacak olan tavaf bu işlemin yerini tutmaktadır.
  • Tatavvu Tavafı: Mekke’de bulunulduğu zaman boyunca hac ve umreyle ilgili olarak yapılmış olan tavafların haricinde zaman buldukça yapılan nafile tavaflardır.

Kabe-i Muazzama Nedir?

Kabe-i Muazzama, Beyt-i Atik veya Türkçesiyle Kabe

Mekke’de bulunmakta olan ve yaklaşık küp şeklindeki bir ibadethanedir. İslam dininde ilk ve en kutsal mekan olarak kabul edilmektedir. Bu ibadethanenin etrafında Mescid-i Haram bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de Kabe’nin Hz.İbrahim ve oğlu İsmail tarafından inşa edildiği belirtilmektedir.

Dünya üzerinde yer alan tüm müslümanlar her nerede bulunurlarsa bulunsunlar namaz kılmak için kabe tarafına dönerek namaz kılmaktadırlar. Kabe’nin bulunduğu yöne kıble adı verilmiştir. İslam’ın beş temel şartlarından birini oluşturan hac ibadetinde Kabe, farz olan ziyaret tavafı ve vacip olan veda tavafı olmak üzere iki kere tavaf edilmektedir. Bunların dışarısında kalan tavaflar ile sünnet olarak kabul edilmektedir. Tavaf ise tepeden bakıldığında saat yönünün tersinden Hacerü’l Esved köşesinden başlanılarak Kabe’nin etrafında tam olarak 7 tur yürümektir. Tavaf esnasında dönülmekte olan her tura şavt adı verilir. Tavaf, umrenin şartları arasında bulunmaktadır.

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:

Allahü teala, Kabe’yi, O Beyt’i Haram’ı insanlar için diş işlerinde bir düzen ve dünyada cinayetten emin bir yer kıldı. (Maide suresi:97)

Kabe’i muazzamaya bakmak sevaptır. İlk görüldüğünde yapılan dualar kabul olunur. Peygamber Efendimiz (a.s) Kabe-i muazzamayı gördüğü zaman şöyle dua etmiştir:

“Ey Allah’ım! Bu beytin şerefini, saygısını, heybetini arttır. Hac ve umre yapanların da şerefini, din gayretini, azametini (büyüklüğünü) ve keremini (cömertliğini) ziyade et.” (Ezraki)

Kabe-i muazzama’nın ilk yapılışı; meleklerin de yardımıyla Adem (a.s) tarafından inşa edilmiştir. Nuh (a.s) döneminde yaşanan tufana kadar dönem dönem tamir işlemi uygulandı. Tufandan sonra, İbrahim (a.s) dönemine kadar yeri belirsiz olarak kalmıştı. İbrahim (a.s) oğlu İsmail (a.s) ile birlikte Allah’ın emriyle Kabe’i muazzama yeniden inşa edildi. İbrahim peygamberden sonra dönem dönem yakılıp tekrar inşa edilmiş olan Kabe-i muazzama, Hz.Muhammed (s.a.s) 35 yaşında iken 683 yılında Mekkeliler tarafından tekrar inşa edilmiştir.

Kabe-i muazzama dört köşe, taş yapıda ve 17 metre yüksekliktedir. Kuzey duvarı ölçüleri 8,8 m, güney duvarı ölçüleri 7 metre, doğu duvarı 11,9 metre, batı duvarı ise 12,8 metre uzunluğundadır. Doğu, güney duvarları arasında Hacer-ül esved taşı bulunmaktadır.

Nisap Nedir ?

Nisap kavramı; zekât, sadaka ve kurban ibadetlerine benzeyen ibadetlere konulmuş bir zenginlik ölçüsüdür. Nisap’a minimuma indirgenmiş zenginlik ölçüsüde denebilir.

Nisap kavramı içerisine giren bir müslüman, sadaka ve yahut zekât alamaz. Ve bunun yanı sıra sadaka vermekle, kurban kesmekle yükümlü olur.

Hadis-i Şerifler’de günümüz meselelerinin bir çoğu açıklandığı gibi, zenginliğinde ölçüsünün nasıl yapılacağı da açıklanmıştır;

Nisap miktarını şu şekilde sıralayabiliriz:  80,18 gr. altın veya bunun tutarında para veya ticaret malı; 40 koyun veya keçi, 30 sığır, 5 deve.

Bu durumda anlıyoruz ki o dönemde zenginliği belirleyen kriterler bu şekildeymiş. Zenginlik kriterleri günümüzde de hemen hemen aynıdır. O nedenle yukarıdaki zenginlik sıralamasını göz önünde bulundurarak günümüzde de nisap miktarını bu şekilde hesaplayabiliriz.

Haşr Olmak Ne Demektir ?

Haşr, Arapça lûgatın’da şu anlama geliyor; bir topluluğu bulunduğu yerden çıkarmak, meskenlerinden koparıp başka bir yere sevketmek, sürgün etmek ve bir yere toplamak.

İslam-i terim olarak Haşr kelimesi; insanların öldükten sonra dirilip dünyada iken yaptıkları işlerden ve söyledikleri sözlerden dolayı sorguya çekilmek üzere “mahşer” denilen yere çıkarılmaları ve burada toplanmaları olayıdır. Kıyamet gününe “yevmü’l-ba’s” (tekrar dirilme günü) ve ” yevmü’n-neşr” denildiği gibi, “yevmü’l-haşr” (toplanma günü) de denir.

Haşr olan insanlar, Allah’ın huzuruna, dünyada işlemiş olduğu ameller’e uygun bir şekilde getirilecektir.

Bir misal olarak;

Allah yolunda öldürülüp, şehid olanlar, kıyamet gününde, yaralarının kanı akarak gelirler. Rengi kana ve kokusu miske benzer. Allahü tealanın huzurunda haşr oluncaya kadar, bu hal üzere bulunurlar. (Dürret-ül-Fahire)

Bunun haricinde insanlar nasıl yaşar ise öyle ölür, nasıl ölürler ise’de öyle uyanacaklardır.

Hadis-i Şerif’te bu konu tam olarak şöyle dile getirilmektedir;

İnsan nasıl yaşarsa öyle ölür; nasıl ölürse öyle dirilir; nasıl dirilirse öyle haşrolur.

O yüzden Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam bizleri şu konuda ikâz eder;

Ey ümmetim ve Eshabım! Siz ölülerinizin kefenini bol tutunuz. Zira benim ümmetim kefenleriyle haşr olunurlar. Halbuki başka ümmetler çıplaktırlar. (Tezkire-i Kurtubi)

Günümüzde Din Felsefesi adına iş yaptıklarını söyleyenlerin ekserisi, ölümden sonra Haşr olma meselesini inkar etmektedirler. Bu görüşte bulunmak, bu görüşe katılmak, bu görüşe destek vermek kişinin İslam dininden çıkmasına sebep olur.

Kur’an-ı Kerimde bu mesele şöyle anlatılır;

İnsan zanneder mi ki, biz onun kemiklerini toplayıp bir araya getiremeyeceğiz. Evet biz, parmak uçlarını bile derleyip iade etmeğe kadiriz.(Kıyame / 3-4)

Değerli kardeşlerim, bu konuyu daha iyi idrâk edebilmeniz adına sizlere şu kıssayı nakletmek istiyorum;

Tâbiûn devrinin tefsir ve hadis alanında ünlü zâhidlerin arasında yer alan Said bin Cübeyr vardır. Böylesi mübarek bir insanı dünyanın en zâlimleri arasında yer alan Haccâc öldürtmüştür. Haccâc, Said’in öldürülmesi kararını vermiş ve onu karşısına almıştır:

– Seni öyle bir ölümle öldüreceğim ki, geçmiş ve geleceklere ibret olacaksın.” demiştir.

Bu sözü duyan Said, Haccâc’a, asıl ibretlik sen olacaksın mesajı verircesine ona güldü. Bu gülüşle kalbine ok gibi saplanan mânâ ile Haccâc telaşla Said’e sordu:

– Ne gülüyorsun be adam? dedi.

Said (Radiyallahü Anhüm)’in cevabı şu oldu:

Senin Allah karşısındaki cüretine ve bunca zulmüne rağmen Allah’ın sana hâlâ imkân vermesine gülüyorum. Ne kadar acınacak ve gülünecek hâlin var biliyor musun ey zavallı adam?

Ve işkence başladı. Birgün sonra Said öylesine bitkin düştü ki, sesi zor duyulur hâle geldi. Şu istekte bulundu:

Ölüm ânım yaklaştı. Bırakın da 2 rekat namaz kılayım.

Haccâc sinirle şunları söyledi:

– Kıl, fakat Müslümanların kıblesinin tersine dönerek.

Said hazretleri iki büklüm doğruldu. Gösterilen istikamete döndü ve şu âyeti okudu:

Doğu da batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz dönün, Allah’ın yüzü ile karşılaşırsınız.“(Bakara Sûresi, Âyet: 115)

Said (Radiyallahü Anhüm) 2 rekat namazını bitirdi, bitirir bitirmez de boynu vuruldu.

• Her iki gecede bir hatim eden.

• Sık sık ağlayıp yanındakileri de ağlatan.

• Ağlamaktan gözleri şişen… Said, dünyaya böylece veda etti.

Haccâc ise ölürken bir türlü canı çıkmıyordu. Dalıp dalıp ayılıyor ve şöyle diyordu:

– Said bin Cübeyr beni bırakmıyor ki öleyim. Yakama yapışmış “Beni ne hakla öldürdün?” diye soruyor.

Uzun bir can çekişme sonrasında ölen Haccâc rüyada görüldü. Şöyle diyordu:

– Öldürdüklerimin her biri beni bir defa öldürüyor, yeniden diriliyorum; fakat Said beni yetmiş kere öldürdü. (Ebu’l-Kâsım Kuşeyri, Letaifu’l-İşaret. c/8. Sf: 9)

Bu yazımızda sizlere Haşr olma meselesini ve bu meselenin ciddiyetini izâh etmeye çalıştık. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere Allah’a emanet olun..

Hacer el Esved Taşının Hikayesi

Hacer el Esved nedir : Hacer el Esved Arapça Siyah Taş anlamına gelmektedir. Hacer taş, esved siyah anlamına gelmektedir. Türkçe okurken Hacer ül esvet şeklinde okumak yaygındır. Hac ve Umre esnasında yapılan tavaflarda Hacer el Esved taşı selamlanmaktadır.

Hacer el Esved Taşının Hikayesi : Hacer el Esved taşının ilk olarak Kâbe üzerine yerleştirilmesi Hz. İbrahim zamanında olmuştur. Zaman içerisinde Kâbe zarar görmüş ve onarılması gerekmiştir. Onarma işlemini yapan Hz. İbrahim oğlu Hz. İsmail’e bir taş getirmesini ve bu taş sayesinde tavaf yapanların tavafın başlangıç ve bitiş yerini bilmelerine imkan sağlayacak bir işaret oluşturacağını söylemiştir.  Hz. İsmail de bunun üzerine Kubeys dağından (Cebel-i Kubeys) bir taş alarak babası Hz. İbrahim’e verdi. Hz. İbrahim bu taşı herkesin görebileceği uygun yüksekliğe yerleştirdi.

hacer el esved taşı

Tirmizi’nin naklettiği hadislerde Hacer el Esved taşının ilk dünyaya geldiğinde cennetten indirildiğine ve bembeyaz olduğuna, zaman içinde insanların günahları sebebiyle Hacer el Esved taşının kararak siyah görüntüye dönüşmesi anlatılmaktadır.

Peygamberimiz (sav) 35 yaşlarındayken bir sel felaketinde Kâbe zarar görmüş ve Hacer el Esved taşı yerinden çıkmıştır. Mekkeliler tarafından Kâbe tekrar inşa edilmiş ancak Hacer el Esved taşının hangi kabile tarafından yerine yerleştirileceği sorun olmuştur. Mekkelilerin ileri gelenlerinden gelen ” Kâbe’ye ilk girecek kişiyi hakem tayin edelim.” fikri kabul görmüş, kapıdan ilk giren Hz. Muhammed (salat ve selam üzerine olsun) hakem seçilmiştir. Peygamberimizin (sav) halk içindeki adı “Muhammed’el Emin” olmasından da sebep kimse itiraz etmemiştir. Peygamberimiz bu sıkıntının çözümü için bir örtü getirilmesini ister. Bu örtünün üzerine Hacer el Esved taşı yerleştirilir. Örtüyü her kabilenin reisi bir ucundan tutar ve bir seviyeye kadar hep birlikte kaldırırlar. Sonra kendi elleriyle taşı alıp yerine yerleştirir.

Hacer el Esved taşı hakkında pek bilinmeyen tarihi bir vâkaa  Kâbe’nin Huzaalılar kabilesinin eline geçmesinden sonra bu kabilenin rakibi olan Cürhümlüler tarafından Hacer el Esved taşının yerinden çıkartılarak kaçırılması, sonrasında yapılan mücadeleler ile tekrar kazanılması ve yerine yerleştirilmesidir. Bu, tarihteki son olay değildir. Abbasiler zamanında Mekke ele geçirildiğinde Hacer el Esved taşı yerinden sökülerek Küfe mescidine konulmuş, 20 sene sonra halife tarafından satın alınarak Mekke’ye getirilmiş ve yerine konulmuştur.

hacer el esved taşı

Hacer el Esved taşının kırık parçası İstanbulun neresinde? : Hacer el Esved taşı çıkan bir yangında kırılmış ve 12 parçaya bölünmüştür. Tekrar birleştirilen Hacer el Esved taşına ait küçük bir parça Kanuni Sultan Süleyman zamanında yaşamış olan bir harem ağası tarafından İstanbula yollanmış ve Süleymaniye bölgesindeki Kanuni Sultan Süleyman türbesine asılmıştır.

Bazı insanların ne yazık ki Hacer el Esved taşına gereğinden fazla iltimas gösterdiklerini üzülerek görmekteyiz. Hacer el Esved taşından veya başka bir taştan fayda beklemek şirktir. Şirk Allah’ın en sevmediği günahlardandır. Yardım yalnız ve yalnız Allah’tandır.

Hz. Ömer (r.a.) için : “Biliyorum ki sen faydası ve zararı olmayan basit bir taşsın. Allah Resulü’nün (sav) seni öptüğünü görmeseydim seni öpmezdim” dediği rivayet edilir. [kaynak: Tecrîd-i Sarîh Tercümesi, VI, 108-109]. Bizlerin de Hacer el Esved taşına karşı tutumumuz bu olmalıdır.

 

Kabe – Hacer’ül Esved – Rüknü Yemani – Hicri İsmail

mekke-kabe-

Kabe:

Müslümanların kıblesi, farz namazlar dışında etrafında tavafın hiç durmadığı kutsal mekan. Peygamber efendimiz (sallahlahu aleyhi vesellem) Kabe’yi ilk gördüğünüzde yapacağınız duanın kabul olacağı müjdesini vermiştir. Bazı tur kafileleri Kabe’ye gideceğiniz zaman henüz dışarıdaki duvarların önündeyken başınızı önünüze eğmenizi ister. Tur rehberi kafileyi başı öne eğik halde Kabe’yi rahat görebileceği bir yere götürür ve kafileye artık başlarını kaldırıp Kabe’ye bakabileceklerini söyler. İşte o anda göz yaşlarınıza hakim olamazsınız, belki de hayatınızda ilk kez dizlerinizin bağı çözülür.

Burada yapacağınız duayı daha önceden çok kez düşünmenizi ve hatta bir kağıda yazmanızı tavsiye ederiz. Aksi halde yaşadığınız heyecan ile aklınızdaki her şey bir anda uçabilir.

Şimdiye kadar Kabe yönünde kıldığınız namazlarınızı artık direk Kabe’ye bakarak kılacaksınız. Namazınızı kılarken bu satırların yazarını da hatırlamanızı rica ederiz.

Hacer’ül Esved:

Kabeyi tavaf ederken elinizin içi ile uzaktan selamlayacağınız, Sırf kainatın efendisi öptüğü için milyonlarca insanın öpmek istediği kutlu taş. Umreye gittiğinizde siz de hep bir umut bu taşı öpmek isteyeceksiniz. Eğer Hacer’ül Esved’i öpmeyi kafanıza koyduysanız teheccüt ezanından önce nispeten insanların daha az olduğu zamanda denemenizi tavsiye ederiz. Ancak bir kez daha belirtmek isteriz ki Hacer’ül Esved’i öpmek sünnet olmakla beraber insanlara eziyet etmek haramdır. Biz belki de dünyadaki en şanslı ülkelerden biriyiz çünkü ülkemizde de Hacer’ül Esved’in altı parçası bulunmaktadır. İsteyenler bu parçaları ziyaret edebilir. Bu parçalardan bir tanesi İstanbul’da Sokullu Mehmet Paşa Camisinde, bir tanesi de Edirne’de Eski Camii’de bulunmaktadır.

Rüknü Yemani:

Tavaf sırası düşünüldüğünde Hacer’ül Esved’in bulunduğu köşenin bir öncesinde bulunan köşedeki taştır. Burada sünnet olan avucunuzun içini öperek taşı selamlamanızdır.

Hicri İsmail:

Hz. Aişe (radiallahu anha) bir gün Peygamber Efendimiz (sallahu aleyhi vesellem)’e gelerek kendisinin de Kabe’nin içerisinde namaz kılmak istediğini belirtmiştir. Peygamber Efendimiz (sallahu aleyhi vesellem) de Hz. Aişe’nin elinden tutarak Hicri İsmail’e getirmiş ve burada namaz kılabileceğini, buranın da aslında Kabe’nin içinden bir yer olduğunu ancak daha sonra Kabe’nin yeniden inşası sırasında binanın daraltıldığını bu nedenle bu alanın dışarıda kaldığını belirtmiştir.
Biraz sabır gösterirseniz yarım ay biçimindeki bu alandan içeriye girerek hem Kabe’ye dokunabilir hem de bu alanda namaz kılabilirsiniz. Tavsiyemiz burada namaz kıldıktan sonra kabe duvarını takip ederek Rüknü Yemani’yi ve mümkünse Hacer’ül Esved’i de ziyaret etmenizdir.

 

Medine’de Görülebilecek Yerler – Kuba Mescidi – Hurma Bahçeleri

86740780

Kuba Mescidi:

Peygamber efendimiz (sallahlahu aleyhi vesellem) hicretin birinci yılında Kuba’ya gelmesi sırasında inşa edilen çok basit ve sade bir mescittir. Bu mescit basit olmasına rağmen Kuran-ı Kerim’e Allah-u teala şöyle buyurmaktadır; “Ta ilk gününde temeli takva üzerine kurulan mescit, içinde namaz kılmana elbette daha layıktır. Onun içerisinde tertemiz olmayı seven kimseler vardır. Allah da çokça temizlenenleri sever.” (Tevbe 108, Elmalılı Hamdi Yazır)

Peygamber efendimiz (sallahlahu aleyhi vesellem) de hadisleri ile bu mescidin ne kadar önemli olduğunu ve burada namaz kılmanın bir umre sevabı kazandıracağını şöyle beyan etmiştir; “Kim evinde temizlenir-yani gusleder veya abdest alır- sonra Kuba Mescidine gelir ve orada namaz kılarsa, onun için bir umre sevabı vardır.” Eğer imkanınız var ise bu mescidi farklı zamanlarda çokça ziyaret etmenizi ve içerisinde namaz kılmanızı tavsiye ederiz.

su-kuyusu

Hurma Bahçeleri:

İslam tarihine baktığımızda Medine hurmalıklarının adının çokça zikredildiğini görürüz. Bugün de Medine’deki hurmalıklara gittiğinizde içinizin ferahladığına şahit olacaksınız. Medine civarındaki hurmalıklar içerisinde Türkler tarafından işletilenler de mevcut. Eğer tur programınızda hurmalık gezisi yok ise rehberiniz ile konuşarak programa ekletebilirsiniz.

Hurma bahçelerini ziyaret etmenizin bir faydası da hurma alışverişinizi burada kolaylıkla yapabilecek olmanızdır. Umre dönüşü büyük ihtimalle hem sevdiklerinize ikram etmek için hem de kendiniz yiyebilmek için çok fazla miktar ve çeşitte hurma almak isteyeceksiniz. Hurma bahçelerinde çeşit çeşit hurmayı hem yiyebilir hem de satın alabilirsiniz. Bazı bahçe sahipleri satın aldığınız hurmaları sizin için evinize kadar kargoluyor ya da uçağa binerken alabileceğiniz şekilde ayarlıyor. Bu sayede taşıma zahmetinden de kurtulmuş olacaksınız. Bu bahçelerde hurma bulabileceğiniz gibi hurma kahvesi, hurma poleni, hurma sirkesi gibi çok farklı ürünleri de göreceksiniz.

Hurma bahçelerini ziyaretiniz sırasında hurma ile ilgili muhtemelen daha önce duymadığınız birçok özelliği öğreneceksiniz. Bunlardan birkaçı şöyle;

  • Hurma ağaçlarında erkeklik ve dişilik olmak üzere iki farklı cinsiyet vardır
  • Erkek hurmanın polen kokusu ile meni kokusu birbiri ile aynıdır
  • Erkek veya dişi hurma ağacının kafası kesilirse ağaçlar ölür

İşin heyecanının kaçmaması için daha fazlasını yazmıyoruz, devamını umre ziyaretinizde öğrenebilirsiniz.

Medine’de Görülebilecek Yerler – Kıbleteyn Mescidi

Mescidi-Kibleteyn

Medine merkezine 5km uzaklıkta bulunan bu mescid hem yapısı itibariyle hem de tarihi itibariyle önemlidir.

Kıbleteyn iki kıbleli anlamına gelmektedir. Bu ismin verilmiş olmasının nedeni Müslüman’ların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’dan Mescid-i Haram’a dönülmesinin bu camide olmuş olmasıdır.

İslamiyetin ilk yıllarında Mescid-i Aksa Müslümanların kıblesiydi. Müslümanlar namazlarını kılarken yüzlerini Mescid-i Aksa yönüne dönerlerdi. Ancak bilindiğine göre Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) kıblenin Kabe olmasını istiyor ve gönlünden geçiriyordu.
Bu durum Bakara suresinin 144. ayetinde şöyle ifade edilir; “Yüzünün semada dolaşıp durduğunu muhakkak görmekteyiz; Seni hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. Haydi! Yüzünü Mescid-i Haram’a çevir” Bu ayet tam da Müslümanlar namaz kılmakta iken nazil olmuştur.

Ayetin nüzulundan sonra Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) henüz namazın ilk iki rekatını kılmış iken namazı bozmadan yönünü Mescid-i Haram’a doğru dönmüş ve sahabe efendilerimiz de safları ile birlikte yönlerini değiştirmişler ve namazın son iki rekatını Kabe’ye doğru kılarak namazı tamamlamışlardır.

Bu mescit öncelikle Halife Ömer bin Hattab tarafından yenilenmiş, daha sonra ise Osmanlı döneminde Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1453- 1454 yıllarında yeniden yaptırılmıştır. Umre ziyaretiniz boyunca Osmanlı tarafından yaptırılmış onlarca eser göreceksiniz.

Caminin içerisinde iki tane mihrap bulunmaktadır. Mescid-i Haram tarafında olan ve günümüzde de kullanılan mihrap normal camilerdekinden çok farklı değil iken, ilk kıble olan Mascid-i Aksa yönündeki mihrap erkekler bölümünün giriş kapısının üst kısmında bulunmaktadır.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in başından geçen her olayda bizler için bir hikmet vardır. Örneğin bu olayda kıble yönünün namaz sırasında değişmesi alimler tarafından müzakere edilmiş ve çeşitli hükümler çıkarılmıştır. Farz olsun, nafile olsun bütün namazlarda kıbleye dönmek namazın şartlarındandır. Cenaze namazında ve Tilavet secdesinde de kıbleye dönmek gerekir.

Gittiğimiz bir yerde kıbleyi tayin etmeye çalışan ancak namaz sırasında kıble yönünü yanlış hesapladığını fark eden bir Müslüman ne yapmalıdır? Yukarıdaki olaya baktığımızda bu tarz bir durum ile karşılaşan birinin namazını bozmasına gerek olmadığını ve kıble yönünün yanlış olduğunu fark ettiği anda namaz içerisinde yönünü değiştirebileceğini anlıyoruz.